Tarihteki gezginlerden Antalya yorumu

Tarihteki gezginlerden Antalya yorumu

Gezginlerin seyahatnamesinden Antalya yorumları

Tarihteki gezginlerden Antalya yorumu

ibn i havkal:

"ülkenin en fazla vergi gelirleri, trabzon ve antalie'den alınmaktaydı. antalie kenti, islam memleketlerinde dolaşan gemilerinden, şam (suriye) ülkesi sahillerinden getirilen her şeyden vergi tahsil etmekteydi. mavnalar ile savaş gemileri ve teknelerinden elde edilen ganimetler de vergiye tabiydi. alınan vergiler, taşınan malın, gemilerin ve müslüman kölelerin değerine göre hesaplanmaktaydı. bunlara hükümdarlık tarafından konulan gümrük vergisi de ilave edilmekteydi..."

*kitâbu sûret el-arz, 10. yüzyıl.


ibn battûta: 

"bu şehir, genişlik, güzellik ve ihtişam bakımından dünyanın en güzel şehirlerinden. gerek plânı, gerekse düzeni ile diğer ülkelerdeki benzerlerinden de üstün bir durumda. ahali içindeki taifeler ayrı ayrı mahallelere yerleşmiş. hıristiyan tüccarlar "mînâ" adıyla anılan semtte oturmaktadırlar. bu mahallenin çevresini büyük bir duvar kuşatmakta. cuma vakti ve her gece bu duvarın kapıları kapalı tutulmaktadır. şehrin asıl halkı olan rumlar başka bir mahallede kendi başlarına oturuyorlar, onların bulundukları yer de surla çevrilmiş. yahudilerin de kendilerine ait yerleşim alanları vardır. burası da yine büyük bir duvarla çevrili. şehrin beyi, ailesi, devlet erkânı ve kapıkullarının oturdukları semt yukarıda açıkladığımız diğer taifelerden tamamen ayrılmıştır. onların etrafı da surla çevrili, neredeyse kale gibi. müslüman ahaliye gelince bunlar şehrin tam merkezinde yaşamaktadırlar. şehir merkezinde bir cuma cami, medrese, pek çok hamam, gayet düzenli planıyla kalabalık ve zengin çarşılar bulunmaktadır... 

tüm şehrin etrafını; yukarıda bahsettiğimiz semtleri de içine alan geniş bir sur kuşatıyor. buranın bağ ve bahçeleri çoktur, meyveleri lezizdir. ahalinin "kamaruddîn" adını verdikleri bir çeşit kayısı çok nefistir. bademi lezzetli olduğu için kurutulur, mısır'a gönderilir, nadir ve pahalı kuruyemişlerden biri olarak saygın yerini bulur kahire çarşılarında. sıcak yaz günlerinde bile soğuk ve lezzetli olan gözeleri ise herkes tarafından bilinmektedir. şehre vardığımda medresede konakladım... 

antaliya'ya varışımızın ikinci günüydü; fityân denilen ahi gençlerinden biri şeyh şihâbeddîn hamevî'nin yanına gelerek onunla türkçe konuştu. sırtında yıpranmış bir elbise, başında da keçe külah vardı. şeyh bana dönerek: "bu adamın ne dediğini biliyor musun?" diye sordu. "ne söylediğini bilmiyorum!" dedim. bunun üzerine: "seni ve yanındaki dostlarını yemeğe davet ediyor!" demesiyle hayrete düştüm ama "evet!" dedim hemencecik. adam oradan ayrılınca şeyhe döndüm:
"bu adam yoksul birine benziyor, bizi ağırlayacak gücü yoktur; onu zor durumda bırakmak istemiyoruz!" dedim. bu lafım üzerine şeyh güldü, şu cevabı verdi: "bu adam, ahi yiğitlerin önderlerindendir. kendisi derici tayfasının ustalarından cömertliğiyle tanınmış biri. zanaatkarlar arasında aşağı yukarı ikiyüz adamı var. onlar kendisini önderliğe seçtiler, bir tekke yaptırdılar. şimdi gündüz kazandıklarını geceleyin orada harcıyorlar..."

*ibni battuta seyahatnamesi, 1356.


vincent de stochove: 

"gelidonya burnu'nda genellikle güçlü bir akıntı vardır ve rüzgârla birlikte öyle dalgalar çıktı ki az kalsın kayboluyorduk. sarp kayalığın dört adım dibinden geçtik, denize sokulan kayalıkların küçük tepelerini sağ tarafta bıraktık. tayfamız suya çok miktarda ekmek attı ve diz çöküp dua etti. bunun nedenini sorduğumuzda, bize eski bir âdet olduğunu söylediler. bu burnun en tehlikeli geçit olduğunu düşünüyorlar. burnu aşar aşmaz kendimizi karamania'nın rüzgârı durduran yüksek dağları arasında bulduk ve hoş bir dinginlik içinde yol aldık. akdeniz'in en ünlü ve en tehlikeli körfezi olan satalie körfezi orada başlar... 

türklerin attalie adını verdikleri satalie, hep küçük asya'nın en güzel kentlerinden biri sayılmıştır. eskiden pamphylia adı verilen bölgede ve kentin adını taşıyan akdeniz'in en ünlü ve en tehlikeli körfezinin kıyısında yer alır. bir kayanın üstüne kurulduğundan ve birçok kuleyle desteklenmiş çifte surlarla çevrili bulunduğundan dolayı avantajlı bir konuma sahiptir. kıyı tarafında antik tarzda inşa edilmiş, türkler hiç onarmadığından yıkılmaya yüz tutmuş büyük bir kale vardır. liman küçüktür ve ancak küçük tekneleri alabilir, kıyıları güvenliksizdir çünkü kör kayalarla doludur. genellikle deniz çok çalkantılı olduğundan bunlar kadırga ve gemilerin yanaşmasını, özellikte de demir atmasını zorlaştırır. denizinin azgınlığı yüzünden bu körfez uzun süre gemi işletmeye elverişsizdi ama ne zaman ki azize helene kudüs'ten dönüp de isa efendimizin haça bağlandığı çivilerden birini suya attı, o zaman kasırga dindi ve artık körfez o kadar fırtınalı olmadı ve gemi işletmeye biraz olsun elverişli hale geldi. 

kentin içi eskiden üç ayrı surla üçe ayrılmış. evler kötü inşa edilmiş ve alçak, sokaklar dar ama hoş. çünkü her tarafta bütün sokakların neredeyse üstüne kadar uzanan ve yolları dehliz haline getiren büyük portakal ağaçlarıyla dolu bahçeler var. 

yerleştirildiğimiz konsolosun ikâmetgâhından daha sevimli bir şey görülmemiştir; ev kayanın içine oyulmuş, her türlü konfor keskiyle taştan kesilmişti, dağın tepesinden aşağı üç kaynağın suları iniyor ve bütün evin içinden tatlı bir mırıltıyla geçiyordu. evden bütün kent, güzel bahçeler ve deniz görünüyor. kayalığın ağzı ıssız, buna karşılık sarp tepesinden sürekli olarak sular damlıyor, kimi yerlerinde şirin yeşillikler var. öyle ki insan bu evden daha hoş ve daha ıssız bir inziva yeri düşünemez. bu şirin yer bizi dört gün alıkoydu, bu dört günde de bize her yeri gezdirdiler. 

bu yörenin güzelliğini ve kent dışındaki bahçelerin hoşluğunu kağıda dökmek olanaksız; iki üç fersahlık ovalar, ovalarda dipleri hiç güneş görmeyecek kadar sık dikilmiş, çoğu bizdeki armut ağaçları kadar yüksek portakal, limon, nar, kayısı ve benzeri ağaçlar ve bunları sularken dalları hep çiçekli, güzel meyvelerle yüklü ağaçlardan yayılan hoş kokuya bir serinlik veren sonsuz sayıda dere bu bölgeyi küçük bir cennete dönüştürüyor. 

bölgede yaşayanların çoğu türktür, çok sayıda tımarlı sipahi zeametlerini bırakıp yılın büyük bir bölümünde satalie'nin havasından yararlanmaya ve bütün doğu akdeniz'in en büyüleyici ve en verimli yeri sayılabilecek bu güzel bölgede vakit geçirmeye geliyorlar. birkaç rum da kalmış, bir başpiskoposları ve bize büyük bir törenle gösterdikleri aziz nikolaos'un kemiklerinin özenle muhafaza edildiği oldukça güzel bir kiliseleri var..."

*voyage du levant, 1662.


Evliya Çelebi: 

"150 müslüman, 150 kefere kale neferleri vardır. kalesi, adalie körfezi sonunda minare yüksekliğinde bir kaya üstünde kavisli şekildedir. etrafı 4400 adımdır. batıda paşa sarayı köşesinden narin kule'ye ve varoş kapısı üzerinden mehterhane kulesi'ni geçip doğuda lala kulesi'ne kadar iki kat kale duvarıdır. bu taraf kırk kule, 1300 adımdır. buradan güneye bin adım ve 18 kuledir. buradan kız kulesi'ne kadar bin adım ve 15 kuledir. kara tarafları ikişer kat kale duvarıdır ve derin hendektir. buradan liman dolaşılınca 1100 adımdır. kırk arşın duvardır. liman tarafı 12 kuledir. tamamı 80 kule ve her kule arası yirmişer bedendir. dört kapısı vardır. birisi dışarı varoş kapısıdır. çok sağlam kale olduğundan birkaç kere osmanlı paşaları kapanıp osmanlı devleti'ne karşı durmuşlardır. bütün kâfirler (ah adalie!) derler. bu varoş kapısından başka karaya çıkan kapı yoktur. diğer üç kapı liman tarafına işler. büyük liman kapısından limana kırk basamakla inilir. bu dört kapıdan başka duvarların mahalleler içinde 22 küçük kapısı daha vardır. bu kale yedi kattır. hendekleri yoktur. paşa sarayı başka bir bölmedir. ve tamamı yedi bölmedir. kale içinde dört mahalle ve gayet sık bin ev vardır. sokakları kaldırımdır. her evin dört direk üstüne çardağı vardır ki, geceleri orada yatarlar. adalie'de deniz kenarında büyük kaynaklar vardır. bazısı deniz içinde kaynar. adalie'nin suları aktığı yerlerde buz hâsıl olur. yani alçı gibi donar. havası ağırdır. bu yüzden her sene istinaz yaylasına çıkarlar. limanı 200 gemi alır, sekiz rüzgârdan emindir... ama liman içinde her rüzgârın kasırga ve sağanağı eksik olmaz. onun için gemiler palamarlarını, sahildeki yüksek kayalara bağlarlar... turuncu, kebbat, hurma, zeytin, incir, şeker kamışı, narı cihanı tutmuştur. her tarafı bağ ve bahçedir. tekeli paşa bahçesi en meşhurudur. 

bu şehrin halkı, anadolu halkı gibi güzel türkçe konuşurlar. delikanlıları cezayir elbisesi giyerler. kadınları çuka ferace ve başlarına takke üzerine beyaz izar bürünürler. halkı edepli ve garip dostudurlar."

*evliya çelebi seyahatnamesi, 1680.


Paul Lucas: 

"kendi adını taşıyan körfezin ucunda kurulmuş olan satalia bugün çok büyük bir şehir. üç bölüme ayrılmış, adeta üç ayrı şehrin birleşmesinden oluşmuş gibi görünüyor: en azından bu üç bölümün her birine ait olan ve birbirleri arasında bağlantı kurulmasını engelleyen surlar, büyük demir kapılar görülüyor. cuma günleri satalia'nın tüm kapıları öğleyin saat on ikiden bire kadar kapanıyor. böyle bir uygulamayı görünce şaşırdım ve sebebini sordum: şehrin sakinleri, hıristiyanların cuma günü öğleyin saat on ikiyle bir arasında kenti ele geçirecekleri şeklinde bir kehanete inanıyor. aynı inanıştan dolayı musevi bile olsa şehrin kenar mahallelerinde ölen kişilerin cenazesi kent merkezine sokulmuyor. eğer bir ölü defnedilecekse, mezarlığa ulaşmak için tabutun tüm şehrin çevresinde dolaştırılması gerekiyor. ben de şehrin çevresini dolaştım, ama ne kadar büyük olduğunu görmek için... şehir çok güzel görünümlü limon ve portakal ağaçlarıyla çevriliydi. bu ağaçlar insan eline muhtaç olmadan, kendiliğinden yetişiyor. 

burası gerçekten her şeyin bol bulunduğu bir yer. günlük ağacı da bolca bulunuyor. sıcaklıklar yaz aylarında aşırı derecede yüksek oluyor ve hatta bulaşıcı hastalıklara yol açıyor. yöre halkının çoğu hem sıcaktan hem de beraberinde gelebilecek hastalıklardan sakınmak için yaz mevsiminde yaylalara çıkıyor. rüzgârın daha serin estiği, ağaçların gölgesinin daha güzel olduğu yaylalar doğanın bahşettiği güzelliği ve rahatlığı insanların hizmetine sunuyor. 

şehrin içinde hıristiyanların meryem ana onuruna yaptığı ancak daha sonra şehrin efendisi olan türklerin camiye dönüştürdüğü çok güzel bir kilise var. bu kilisenin kubbesi çok görkemli. görünümü, insanı şaşırtan genişliği ve mimari zarafeti ile dikkatimizi çekiyor. bu yapı içinde türklerin kapalı tuttuğu bir şapel bulunuyor. bu şapel hakkında satalialı müslümanlar ve hıristiyanlar olağandışı şeyler anlatıyor. müslümanlar, şapelin açık olduğu zamanlardan bahsediyor ve kendi dinlerinden insanların şapele girdikten sonra ölümcül hastalığa yakalandığını iddia ediyorlar. hatta buna birkaç kez şahit olduklarını söylüyorlar. müslüman halk şapelin içinde hıristiyanların lanet büyüsü yaptığına inanıyor. müslümanlara göre daha sağlam bir açıklama sunan hıristiyanlar ise bu inancın, şapelde korunan çok sayıda azizin rölikerleri nedeniyle ortaya çıktığını öne sürüyor. kimin doğruyu söylediği bir yana, gerçek olan şey şapelin kapalı durumda olması ve türklerin neredeyse hiçbir zaman burayı açmaması. 

satalia limanı oldukça küçük ve buraya ancak küçük tekneler, kayıklar ve mavnalar girebiliyor. liman güzel olsa da güvenli değil..."

*paul lucas voyage du sieur paul lucas, fait par ordre du roy dans la grece, l'asie mineure, la macedoine et l'afrique, 1712.


corneille le bruyen: 

"limana demirlemiş halde duran çok sayıda gemi ve bir o kadar da küçük tekne gördüm. gördüğüm bu güzel manzaranın daha güzelini şehrin müselliminin ya da başka bir deyişle vali temsilcisinin denize hâkim, yüksekçe bir yerde serinlemek için kurdurttuğu birkaç çadırın önünden görmek mümkündü. gündüz sıcağı iyiden iyiye çekilinceye kadar müsellim çadırda kalıyordu: bu sıcağa başka bir yerde katlanamıyordu... 

karaya ayak basar basmaz, kentin sol tarafındaki bir tepede ikamet eden, penceresinden bakarken limana yanaşan gemide bir avrupalı olduğunu fark edip bizi karşılamak üzere askeri ataşesini limana göndermiş olan fransız konsolosu'nun evine doğru yol aldık. fransız beyefendilerin yabancılara yönelik bu nezaketleri şehirde oturan çok az sayıda avrupalı olması nedeniyle daha güçlü bir şekilde sergileniyordu... 

sattalia, osmanlı imparatorluğu'nun en önemli kentlerinden biridir ve etrafındaki surlardan kolayca anlaşılabileceği üzere çok eski bir yapısı vardır. biri deniz kıyısında diğeri ise kara tarafında olmak üzere iki kapısı bulunur. sattalia aslında çok büyük olmamakla birlikte, çevresi oldukça geniş bir alan işgal etmektedir. işte buralarda gerçekten çok hoş ağaçlık alanlar ve iyi bakılması halinde güzelleşebilecek olan bahçeler vardır. limanın girişi surlara yakın yerdedir ve bu semtte konsolosun evi de dâhil olmak üzere birkaç ev bulunmaktadır. kente buradan girildiğinde giderek daha dik bir hale gelen bir sokak vardır. sokağın sonunda ise üzerinde kudüs krallığı'nın haç işaretini taşıyan bir kapının olduğu görülür. kentin merkezinde ise pek çok binanın yanı sıra türklerin cami olarak kullandığı birkaç kilise yer almaktadır. 

körfezin bulunduğum yerden görülen manzarasını da resimledim. resmin sağ tarafında görülen sattalia'nın dağlarıdır. liman girişinde ise kalıntıları dört bir yandan denizle çevrili olan harabe bir kule bulunmaktadır..."

*voyage au levant, l'asie mineure, chio, rhodes, chypre, &c. d'egypte, syrie, & terre-sainte, 1728.


francis beaufort: 
"adalia küçük bir liman çevresinde güzelce yerleşmiştir; sokakları sanki bir tiyatronun oturma basamakları gibi art arda yükselmekte ve tepenin üstündeki düzlükte kent, bir hendek, iki sur duvarı ile birbirinden elli yarda kadar uzak bir dizi dörtgen kule tarafından kuşatılmaktadır... 

kentin çevresindeki bahçeler güzel, ağaçlar meyve yüklüdür; her tür bitkinin gür olduğu görülmekte; yerliler ekim alanlarının alışılmışın dışında bereketli olduğunu söylemektedir. toprak tabakası derin olup, hemen her yerde, ovayı gübreledikten sonra yarların üzerinden dökülen ya da denize doğru inişlerinde buğday değirmenlerini döndüren, kireç yüklü ırmaklarla sulanmaktadır... 

yön değiştiren esintiler havayı olağanüstü biçimde tazeliyor; zira gündüz esen deniz meltemi gittikçe artan bir güçle körfezin batı yakasını okşamakta; geceleyin ise, toros dağı zincirini kesen büyük kuzey vadisi içerideki soğuk dağlardan inen kara rüzgarlarını iletmektedir. bütünü ile, bir kent için bundan daha sevimli bir yer seçilemezdi. 

adalia'nın nüfusu herhalde 8000 kişiyi aşmamaktadır ve anladığıma göre bunların üçte ikisi müslümanlar, geriye kalan üçte biri de rumlardır. bu rumlar türkçe dışında başka bir dil bilmezler; dualarından bazıları bu dile çevrilmiş olmakla beraber, ayinlerinin ana bölümü bir papaz tarafından yunanca olarak tekrarlanır, ancak ne anlama geldiğinden bu papazların çoğu cemaatleri kadar habersizdir. 

pazar yerinde, çoğunlukla smyrna'dan (izmir) düzenli kervanlarla taşınmış olan kumaşlar, hırdavat, ingiliz ve alman yapımı çeşitli mallar gördük. takas için az sayıda eşya da yunanlı buğday tacirlerince getirilmişti; ama onların asıl aradığı peşin paradır; nitekim, malta ile messina'dan bu kıyılara doğru yol alırken bizim sorguladığımız her teknede binlerce dolar bulunmaktaydı. eğer bu talep sürekli olursa, her iki taraf da malların karşılıklı değiş tokuşundan kendilerine göre yararlanacaklar; tarımsal üretim yaygınlaşıp refah arttıkça, yeni istekler ortaya çıkarak avrupalı imalatçılar için yeni yeni pazarlara açılacak.

*f.r.s. karamania, or a brief description on the south cost of asia minor, 1817.


w. h. bartlett: 

"adalia'ya vardığımızda hava kötüydü. konaklamak için bir hana yerleştik ve birkaç saat boyunca şiddetli yağmurun hanın çatısından ve kaldırım taşlarından gelen sesini dinledikten son ra şehrin en iyi kahveh anesin e gittik. üstümüzden devasa kara bulut kütleleri geçiyordu. kahvehanenin içi hem giyim kuşamlarıyla hem de dinleri, silahları ve gelenekleriyle bir renk cümbüşü oluşturan insanlarla doluydu. kahvelerimizi içtik ve biz de bu cümbüşe katıldık: dürzîler, marunîler, türkler, rumlar, hepsini bir arada gördük. bir tüccar kendi işleriyle meşguldü; bizim yan tarafımızda oturan biri şamlı diğeri suriyeli iki kişi ibrahim paşa'dan söz ediyor, bizimle birlikte kahvelerini yudumluyor ve bizim pipolarımızdan içiyordu. ortam anlatılan şark masalları ve uzun hikâyelerle daha da güzelleşiyordu. yağmur bardaktan boşanırcasına yağmaya devam ediyor ve soğuk bir rüzgâr kendini hissettiriyordu, fakat biz bu güzel ortamda ne yağmuru ne rüzgârı düşünüyorduk... 

adalia şehrinin kapısının altında ferahlatıcı bir su kaynağı bulunduğunu ve diğer şark memleketlerinde adet olduğu üzere çeşmenin başında zincirle asılı bir tas olduğunu söylemiştik. symrna kervanı adalia'ya vardığında zenginiyle fakiriyle kervandaki herkes susuzluğunu gidermek için bu su kaynağına koşuyor. bu susamış yolcuların koşuşturması gerçekten ilginç bir manzara teşkil ediyor. şehir iyiden iyiye tahkim edilmiş durumda: etrafı büyük hendeklerle, çifte duvarlarla ve bunun üzerinde, yaklaşık elli adım arayla yerleştirilmiş kare şeklindeki gözetleme kuleleriyle çevrili. kenar mahallelerinde, birbirinden uzaktaki evler portakal ağaçlarının ve meyve bahçelerinin aralarına dağılmış şekilde bulunuyor ve böylelikle geniş bir alanı kaplıyor... 

adalia nüfusu fazla olan ve büyük bir kent. burayı anadolu'nun en iyi yönetilen şehirlerinden biri olarak gösteriyorlar. bu şehrin yerleşim alanı geniş ve topraklarının da çok büyük bir kısmı verimlidir. hatırı sayılır derecede de deniz ticaretine sahne oluyor. nüfusunun sekiz bin civarında olduğu, bunun üçte ikisinin müslüman, geri kalanının ise rum olduğu tahmin ediliyor. ilk bakışta görülen eski surları, büyük kuleleri, sütunları, harabe ve kalıntıları, zarif üsluplu minareleri ve kalesiyle adalia'nın heybetli bir görünümü var. kentin iç kısımlarına doğru ilerlediğinizde hiç bir doğu kentinin bu denli hoş bir görünüme sahip olmadığını görürsünüz. bahçeler çarpıcı bir zarafete sahip ve her biri kendine has güzellikte kokular saçan limon ve palmiye ağaçlarıyla, üzüm bağlarıyla dolu. komşu olan arabistan kökenlilerin işledikleri topraklar da çok bereketli. toprağı yaran dereler tarlalara can verdikten sonra kayalık yerlerden geçerek buğday değirmenl erini harekete geçiriyor. kentin pazar yerinde kervanlarla smyrna'dan muntazam olarak getirilen çarşaflar, hırdavat ve ingiliz ve alman menşeli dokuma ürünleri bulunabiliyor. pamphylia'yı ve lykia'yı da kapsayan teke yöresinin kalbi olan adalia şehrini bir paşa yönetiyor...".

*th. allom voyage en syrie et dans l'asie mineure, 1840.



Etiketler: tarihte antalya seyahatname evliya çelebi gezgin antalya gezgin yorum geziyorum

BU YAZIYI PAYLAŞ

BENZER YAZILAR

Kaleiçi Oldtown Festivali

Bu yıl 2. si düzenlenen Kaleiçi Oldtown Festivali 6-9 Temmuz tarihleri arasında! Devamı


YORUMLAR (0) Onay Bekleyen (0)

Bu yazıya ait yorum bulunamadı. İlk yorumu siz yapın.

YORUM YAZ

guvenlik

Editörün Seçtikleri

Balkon ve teraslarımız yaşam alanımız

Nihayet havalar ısındı ve yavaş yavaş kendimizi ba...


Babalar Gününüz Kutlu Olsun

Babalar Günü anısına, Dünyanın en güzel babası kar...


İyiki Motosiklet Festivalleri var

Her yıl düzenlenen Motosiklet Festivalleri, etkinl...


Plaj Sezonu Açıldı

Antalya' nın en iyi plajlarını sizin için listeled...


Kasım' da aşk başkadır...

Kasım' da aşk başkadır, Antalya' da daha başkadır...


Popüler Yazılar

Antalya Piyazı

Antalya' ya özgü... Antalyalı olmayanların anlayamayacağı lezzet

Ters Ev, Ziyaretçi akınına uğruyor

Bu evde ters giden bir şeyler var...

Antalya' da Kasım Ayı nasıl geçer?

Ülkemizin büyük bölümü soğuklarla mücadele ederken, Antalya' da durumlar ne?

Plaj Sezonu Açıldı

Antalya' nın en iyi plajlarını sizin için listeledik.

Antalya' da gizlenmiş bir lezzet durağı

Çok kişinin bilmediği, çok merkezi bir yerde olmayan ama Türkiye' nin en iyi Bursa Kebapçılarından biri

Eski antalya

Antalya caddelerinde nostaljik bir geziye çıkalım.

Antalya' nın gizli cennetinde romantik lezzetler

Antalya' nın güzide yapısı Cam Piramit binasının da içinde bulunduğu, yapay gölü, tesisleri ile muhteşem bir parkın içindeyiz bu hafta...

Dağın tepesindeki Antik Şehir

1050 metre yükseklikte muhteşem bir antik şehir...

Ezginin Günlüğü Antalya Konseri

Sevilen müzik grubu Ezginin Günlüğü 2 Aralık' ta Tudors Arena sahnesinde

Kasım' da aşk başkadır...

Kasım' da aşk başkadır, Antalya' da daha başkadır

Sayfalar

Son Yorumlar

Facebook'ta Biz

Site Hakkında

Tasarım ve içerik yönetimi Antrehber.net' e ait olan bu blogumuzda güncel antalya haberleri, Yeme-içme rehberi, gezilecek noktalar, Firma tanıtımları vb. bilgilere kolaylıkla erişebileceksiniz. Sizde bu blogda kendinize yer bulmak için bizimle iletişime geçin.

Copyright © 2016 | Tüm Hakları Saklıdır. - www.antrehber.net